Skip to main content
Taçlar ve Fetihler·2/7·2
Photograph of Acropolis of Athens

The place

Acropolis of Athens

Demokrasi Böyle Doğdu

Sıradan vatandaşların Atina’da tiranlığı devirdikleri gün

508 BCEAcropolis of Athens

Yıl, milattan önce 508. Atina, insanlık tarihinin en tehlikeli fikrini dünyaya sunmak üzere: sıradan insanların kendi kendilerini yönetebileceği fikri. Ama bu fikir sessiz bir toplantı salonunda doğmadı. Kayalık bir tepenin üstünde, kuşatmanın ortasında doğdu — sade vatandaşlar, antik dünyanın en korkulan askerlerinin karşısına dikildiğinde.

Onlarca yıl boyunca Atina’yı zorla hükmeden tiranlar yönetmişti. Sonuncusu Hippias milattan önce 510’da devrilince huzur gelmedi, tam aksine şehir ikiye bölündü. Bir tarafta İsagoras — gücün zenginlerde kalmasını isteyen soylulardan biri. Diğer tarafta Kleisthenes — hiç kimsenin cesaret edemediği bir hamle yapan asil: çömlekçilere, balıkçılara, çiftçilere gitti ve onlara gerçek bir söz hakkı vaat etti.

İsagoras buna boyun eğmedi. Yunanistan’ın en güçlü askeri devleti Sparta’dan yardım istedi. Kral Kleomenes bir garnizonla Atina’ya girdi. Şehrin meclisini dağıttılar, Kleisthenes’i yedi yüz aileyle birlikte sürgüne gönderdiler ve Akropolis’i ele geçirdiler — şehrin kalbindeki kutsal tepe, koruyucu tanrıça Athena’nın tapınağının taçlandırdığı o yükseklik. Mesaj açıktı: oturun ve itaat edin.

Atinalılar tam tersini yaptı. Tarihçileri bugün bile şaşırtan bir anda, sıradan vatandaşlar — komutansız, plansız, silahsız — Akropolis’i kuşattı. Bir düşün: fırıncılar, kunduracılar, pazar esnafı; karşılarında antik dünyanın en keskin savaşçıları. İki gün dayandılar. Üçüncü gün, bir elin nesi var iki elin sesi var derler ya — o gün bütün Atina’nın elleri bir araya geldi ve çıkan ses Spartalıları dize getirdi. Teslim oldular ve şehirden çıktılar. İsagoras da onlarla birlikte kaçtı, bir daha da dönmedi.

Kleisthenes bambaşka bir şehre döndü. Halk kendi gücünün tadını almıştı ve geri vermeyecekti. O da halka yaptıklarına yakışır bir düzen kurdu: servetle ya da soyadiyla değil, kurayla seçilen beş yüz kişilik bir meclis ve her vatandaşın ayağa kalkıp konuşup oy kullanabildiği açık bir halk meclisi. Yunanlılar buna “demokratia” dediler — kelime anlamıyla “halkın gücü.” Tarihte ilk kez çoğunluk yönetecekti, azınlık değil.

Sonraki on yıllarda Akropolis’in kendisi, özgür bir halkın neler başarabileceğinin kanıtı oldu. O tepenin üstünde yükselen tapınaklar — başta bugün hâlâ ayakta duran Parthenon — halk oylamasıyla kabul edilip kamu hazinesinden inşa edildi. Hiçbir kral emrini vermedi, hiçbir tiran adını kazımadı. Orada gördüğün her sütun, bir hükümdara değil bir fikre dikilen anıt: sıradan insanlar gerçek bir güce sahip olunca olağanüstü şeyler inşa eder.

Demokrasi bir nutkla ya da imzalanmış bir belgeyle başlamadı. Tepelerindeki kayalığa — askerlerin ve tiranların işgal ettiği o kutsal yere — bakıp “Burası bizim” diyen sıradan insanlarla başladı. Aradan yirmi beş yüzyıl geçti, onların başlattığı şeyi hâlâ tartışıyoruz. Ama bir şey kesin: halkın kendi kendini yönetmesi gerektiği fikri güçlülerden gelmedi — güçsüzler aldı onu, Atina’daki kutsal bir kayanın üstünde, dünyayı değiştiren üç günde.

Hikâyenin Dersi

Demokrasi güçlülerden gelmedi — güçsüzler aldı. Askerler kutsal kayalarını işgal edince, sıradan Atinalılar onları kuşattı ve üç günde geri kazandı.

Karakterler

C
Cleisthenes
I
Isagoras
K
King Cleomenes of Sparta
T
The Athenian demos

Kaynak

Herodotus’s Histories (Book 5), Aristotle’s Constitution of the Athenians, Thucydides’s History