Sultan I. Alâeddin Keykubâd 1221'de Alanya'yı fethettiğinde yalnızca bir kale kazanmadı — bir gelin de kazandı. Teslim anlaşmasının bir parçası olarak Bizans komutanı Kyr Vart, kızı Prenses Destina'yı Sultan'a eş olarak sundu.
Destina'ya «Mahperi» (Ay Yüzlü Hatun) adı verildi ve «Hunat Hatun» (Büyük Hatun) unvanıyla onurlandırıldı. Tüm beklentilerin aksine, esir prenses yalnızca hayatta kalmadı — zirveye yükseldi. İslâm'ı kabul etti, Türkçe öğrendi ve Sultan'ın en güvendiği danışmanı oldu.
Sultan Alâeddin rakipleri tarafından zehirlendiğinde Mahperi, hayatının en büyük sınavıyla yüz yüze geldi. Diğer eşi Melike Âdil, kendi oğlunu tahta çıkarmak istiyordu. Ardından gelen, gölgelerde sürdürülen acımasız bir veraset savaşıydı — suikastler, rüşvetler ve siyasi entrikalarla dolu.
Mahperi kazandı. Oğlu II. Gıyâseddin Keyhüsrev sultan oldu, kendisi ise naibe — fiilen Selçuklu Devleti'nin hâkimi — oldu. Düşmanları ağır akıbetlerle karşılaştı: Melike Âdil Ankara Kalesi'ne hapsedildi, oğulları Borgulu Kalesi'nde öldürüldü, kızları sürgüne gönderildi.
Bir tasavvuf rivayetine göre Şeyh Turasan Veli, Mahperi'yi mistik bir rüya aracılığıyla İslâm'a yöneltti. Mahperi derin bir dindarlığa kavuştu; Anadolu'nun dört bir yanında camiler, kervansaraylar ve medreseler inşa ettirdi. İpek Yolu üzerindeki Mahperi Hatun Kervansarayı sekiz yüz yıl sonra hâlâ ayaktadır.
Türbesindeki kitâbe şöyle yazar: «Saffetü'd-dünya ve'd-Dîn» — Dünyanın ve Dinin Saflığı. Genellikle yalnızca erkek hükümdarlara layık görülen bir unvan.
