On dördüncü yüzyılın başlarında, Atanasios adlı bir keşiş Athos Dağı'ndan kaçtı. Athos, Yunanistan'ın en eski manastır cumhuriyetiydi — ama Katalan ve Türk korsanları yıllardır Kutsal Dağ'a baskın düzenliyor, manastırları yağmalıyor, keşişleri öldürüyordu. Atanasios bir avuç müridiyle birlikte Yunanistan'ın iç kesimlerine yürüdü. Tek bir amacı vardı: hiçbir ordunun ulaşamayacağı, hiçbir dünya ayartmasının giremeyeceği bir yer bulmak.
O yeri Tesalya ovasında buldu. Atanasios, Meteora'nın dev kaya sütunlarını ilk gördüğü an, aradığının bu olduğunu anladı. Devasa taş sütunlar ovadan göğe doğru yükseliyordu — sanki yerin yumrukları gökyüzüne uzanıyordu. En yükseği «Platis Lithos» — Geniş Kaya — denilen bir monolit: vadi tabanından dört yüz metreden fazla yükselen dimdik bir duvar. Ne bir patika vardı ne bir merdiven. Yöredeki çobanlar o zirvenin kartallara ve meleklere ait olduğunu söylüyordu — insanlara değil.
Derler ki Allah'a dayanan dağa yaslanır. Atanasios dağa yaslanmadı — dağa tırmandı. Meteora manastırlarının kendi kayıtlarına göre, bir kartal onu zirveye taşıdı. Başka rivayetler bunun kartal kılığına girmiş bir melek olduğunu söyler. Belki de erozyonun çoktan sildiği gizli bir yol bulmuştu. Kesin olan tek şey şu: 1340 civarında Atanasios, Büyük Kaya'nın zirvesinde tek başına duruyordu — bulutların arasında, Hristiyan dünyasının göğe en yakın keşişi.
Bu imkânsız kayanın üzerinde Büyük Meteoron Manastırı'nı kurdu — adı «Havada Asılı Manastır» demekti. Athos Dağı'ndan getirdiği ibadet geleneklerini ve topluluk kurallarını uçurumun kenarındaki yaşama uyarladı. Canlı kayanın içine bir şapel oydu, binlerce yılda biriken ince toprak tabakasına bir bahçe kurdu ve yüzyıllarca Meteora keşişliğinin simgesi olacak ip ve makara sistemini icat etti.
Kendine seçtiği lakap — «Meteorit», Yunanca meteoron sözcüğünden, yani «havada asılı» — zamanla bütün kaya oluşumunun adı oldu: Meteora. Katı kurallar koydu: kadınlar yukarı çıkamazdı, keşişler günün büyük bölümünde sessizliğe gömülmeliydi ve zirveye çıkmak için kullanılan ip ağlar bilerek sağlamlaştırılmazdı. Her tırmanış bir iman sınavıydı. İp dayanırsa ilahi irade, kopması da ilahi irade.
Atanasios 1383 civarında öldü — kırk yılı aşkın bir süre kayasının zirvesinde yaşamıştı. Gözlerini kapamadan önce, örneği çevredeki kaya sütunlarında başka keşişlerin ve münzevilerin topluluklar kurmasına ilham vermişti. Onun başlattığı gelenek — imkânın sınırında, yerçekimine ve sağduyuya açıkça meydan okuyan bir keşişlik — yedi yüzyıl boyunca ayakta kaldı ve dünyanın gördüğü en olağanüstü dini topluluklardan birini ortaya çıkardı.
