Tutankhamun sadece on dokuz yıl yaşadı. Milattan önce 1323 civarında, Antik Mısır'ın gücünün doruğunda, tanrıların yeryüzündeki temsilcisi sayılan genç firavun, yüzünde erkeklik belirtileri bile tam oturmadan hayata gözlerini yumdu. Altın lahdi kapandı; onunla birlikte ölüm nedeninin sırrı da kapandı. Üç bin yıl boyunca kimse bir cevap bulamadı — ta ki yirminci yüzyılda bilim insanları mumyasını röntgen ve tomografi cihazlarına sokana dek. Buldukları şey, tarihin en büyük cinayet soruşturmalarından birini başlattı.
1968'de çekilen röntgenlerde Tut'un kafatasının içinde kemik parçaları ve başının arkasında ağır bir darbeyi andıran bir iz ortaya çıktı — ancak acımasız bir elin savurduğu ağır bir cismin bırakacağı türden. Haber bomba etkisi yarattı. Şüpheli listesi de kendini yazdı: babası Akhenaton, Mısır'ı yerinden oynatmıştı — eski tanrıların hepsini kaldırıp herkesi tek bir tanrıya, güneş diski Aton'a tapmaya zorlamıştı. Dokuz yaşındaki Tut tahtı devraldığında, onunla birlikte onu ortadan kaldırmak için bin bir sebebi olan güçlü düşmanları da devraldı.
İki isim listenin başındaydı. Birincisi: Ay — firavunun baş danışmanı, kurnaz bir siyaset tilkisi ve ne tesadüf, Tut gömüldüğü an tahta oturan adam. İkincisi: Horemheb — ordunun başkomutanı; Ay'dan sonra tahta geçti ve ardından buz gibi bir soğukkanlılıkla Tut'un, Ay'ın ve Akhenaton'un adını ülkedeki her tapınaktan, her anıttan kazıyıp sildi. İkisinin de aracı vardı, gerekçesi vardı, kurbana erişimi vardı.
Ama bu hikâyenin en yürek burkan bölümü Tut'la değil, karısıyla ilgili. Firavunun ölümünden sonra genç kraliçe Ankhesenamun, kocasını öldürmüş olabileceğinden şüphelendiği adam Ay ile zorla evlendirilecekti. Bunun üzerine hiçbir Mısırlı kraliçenin yapmadığını yaptı: Mısır'ın en büyük düşmanı Hitit kralı Şuppiluliuma'ya mektup yazıp oğullarından birini koca olarak göndermesi için yalvardı. Kendi sözleri tarihin içinden bize ulaştı: «Kocam öldü, oğlum yok. Kullarımdan birini alıp kocam yapmayacağım. Korkuyorum.»
Hitit kralı inanamadı — tuzak olduğunu düşündü. Durumu araştırmak için bir elçi gönderdi. Ankhesenamun bir kez daha yazdı; bu sefer kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış birinin çaresizliğiyle: «Oğlum olsaydı, kendi onurumu ve ülkemin onurunu yabancı bir diyara yazar mıydım?» Kral ikna oldu. Oğlu Prens Zannanza'yı güneye, Mısır'a yolladı. Prens sınırda öldürüldü. Gelininin yüzünü hiç göremedi.
İşte tam burada hikâye tersine döner. 2005'te araştırmacılar mumyanın eksiksiz bir tomografisini çekti ve sonuçlar her şeyi alt üst etti. Kafatasındaki kemik parçaları? Büyük olasılıkla mumyalama işleminden kalmış, darbeden değil. Taramanın asıl ortaya çıkardığı şey: enfeksiyon kapmış ağır bir sol bacak kırığı ve DNA'sında sıtma izleri. Bilimin bugünkü en güçlü yanıtı şu: Tut'u insan eli öldürmedi — iltihaplı bir kırık, sıtma ve nesillerdir süren akraba evliliklerinin biriktirdiği genetik bozuklukların bir araya gelmesi öldürdü. Annesiyle babası kardeşti.
«Sabrın sonu selamettir» derler. Ama Ankhesenamun için sabrın sonu selamet değil, sessizlik oldu. Birisi kraliçenin çığlığını yolda durdurdu. Birisi Hitit prensini sınırda öldürttü. Ve birisi Ankhesenamun'u, kocasının ölümünden en çok yararlanan adamla evlenmeye zorladı. Hastalık firavunu öldürmüş olabilir — ama siyasi örtbas tartışılmaz. Ay ile evlendikten sonra Ankhesenamun tarihten tamamen silindi. Mezarı yok. Kaydı yok. Adı her anıttan kazındı — sanki hiç var olmamış gibi.
