Şöyle düşün: 1801 yılı, Yunanistan Yunanlara ait değil. Osmanlı İmparatorluğu üç yüz elli yılı aşkın süredir bu toprakları yönetiyor. Tam bu dönemde Thomas Bruce adında bir İskoç soylusu — lakabı "Lord Elgin" — İstanbul'daki Osmanlı sarayına İngiliz büyükelçisi olarak atanıyor. Cebinde bir ferman var: Parthenon'daki heykellerin çizimlerini yap, alçı kalıplar al. Ama onun bundan sonra yaptığı şey, iki yüz yılı aşkın süredir bitmemiş bir kavga başlattı.
Elgin çizim falan yapmadı. Yanına işçi ekipleri getirdi; mermerler testereyle biçildi, heykeller levyeyle sökülüp yerinden koparıldı. Parthenon'un ayakta kalan süslemelerinin neredeyse yarısı gemilere yüklenip İngiltere'ye gönderildi. Yetmiş beş metre işlemeli friz, on beş tane savaş kabartması ve on yedi tane gerçek insan boyutunda heykel. Hatta yan binadaki Karyatid'lerden birini bile söktüler — şu kadın şeklindeki ünlü sütunlardan.
Osmanlı yönetimi altındaki Yunanlılar bunu durduracak güçte değildi ama sessiz de kalmadı. İşçiler iki bin yıllık bağlantı noktalarını kırdı, söküm sırasında parçalar yere düşüp paramparça oldu. Bir Yunan görgü tanığının sözü hâlâ yürek burkuyor: "Türkler ağlamadı, ama biz ağladık." İngiltere'de bile şair Lord Byron çılgına döndü — Elgin'i yağmacı ilan etti ve Atina'nın ruhunu sökmekle suçladığı uzun bir şiir yazdı.
Elgin her şeyi Londra'ya gönderdi ve evinde sergiledi. Ama tüm bu operasyon onu neredeyse iflas ettirmişti; 1816'da koleksiyonu İngiliz hükümetine sattı. Parlamento bu alışverişin ahlaki olup olmadığını tartıştı… sonra da "evet" oyu verdi. O günden bu yana heykeller British Museum'da, yılda milyonlarca ziyaretçi çekiyor. Yunanistan ise 1832'de bağımsızlığını kazandığı andan itibaren — yani yaklaşık iki yüz yıldır — geri istemeyi bir gün bile bırakmadı.
British Museum'un savunması şu: biz bu heykelleri kurtardık. Elgin almasaydı, hava kirliliği, savaş ya da ihmal belki de onları yok ederdi — üstelik Londra'da dünyanın her yerinden gelen herkes bedavaya görebiliyor. Yunanistan'ın cevabı ise keskin: siz bunları yabancı bir imparatorluk toprağımızı işgal ederken aldınız. Hiçbir Yunan hükümeti buna izin vermedi. Bu heykellerin yeri Parthenon — iki bin beş yüz yıl önce tam olarak onun için yontulmuş oldukları yapı.
2009'da Yunanistan en güçlü hamlesini yaptı — avukatlarla değil, mimariyle. Atina'da, Parthenon'un hemen eteğinde yeni Akropolis Müzesi açıldı: cam ve çelikten, nefes kesici bir yapı. İçinde orijinal tapınağın birebir ölçülerinde inşa edilmiş bir galeri var. Yunanistan'ın elindeki heykeller orijinal yerlerinde duruyor. Londra'daki parçaların olması gereken yerlerde ise boşluk var. Tabela yok, açıklama yok. O boşluklar her şeyi anlatıyor.
Adları bile bir savaş alanı. "Elgin Mermerleri" de, bir İngiliz lordunu sahipleri olarak kabul etmiş olursun. "Parthenon Heykelleri" de, Atina'nın malı olduklarını söylemiş olursun. Bu kabartmalar iki bin beş yüz yıl önce tanrıların ve kahramanların hikâyelerini anlatmak için yapıldı. Şimdi bambaşka bir hikâye anlatıyorlar — imparatorluk, mülkiyet ve cevaplanmamış bir soru hakkında: fethedilmiş bir halktan güzel bir şey aldığında, ona gerçekten "benim" diyebilir misin? Derler ya, bal tutan parmağını yalar. Elgin sadece balı tatmaya gelmişti — ama peteği komple götürdü.
