MÖ 449'da Perikles, Akropolis için büyük bir inşaat programı önerdiğinde karşısında şiddetli bir muhalefet buldu. Kullanmayı planladığı para, Delos Birliği'nin hazinesinden geliyordu. Bu birlik, Atina'nın müttefiklerinin Pers İmparatorluğu'na karşı savunma amacıyla para yatırdığı askeri bir ittifaktı. Şimdi Perikles bu parayı tapınak inşa etmek için harcamak istiyordu.
Muhalifleri öfkeden deliye dönmüştü. "Müttefiklerin parası," diye bağırıyorlardı, "şehrimizi süslemek için harcanıyor; sanki kendini mücevherler ve pahalı tapınaklarla süsleyen şımarık bir kadın gibi." Atina bir zorba gibi davranıyor, başkalarının parasını kendi şanı için harcıyordu.
Perikles'in yanıtı son derece cesurdu. Atina görevini yerine getirmişti, dedi: Persler yenilmişti, denizler güvendeydi. Müttefikler koruma karşılığında para ödüyordu ve korunmuşlardı. Artan para varsa, Atina onu dilediği gibi kullanabilirdi.
Sonra Perikles öyle bir hamle yaptı ki eleştirmenlerinin ağzını kapattı: Eğer Atinalılar kamu fonlarını kullanmak istemiyorsa, tüm inşaat masraflarını kendi cebinden karşılayacaktı. Tek bir şartla — binalar şehrin değil, onun adını taşıyacaktı.
Meclis dehşete düştü. Parthenon Perikles'in adıyla mı anılacak? Asla! Derhal kamu fonlarıyla devam etmeyi oyladılar. Derler ya: ağaç yaş iken eğilir — Perikles o ağacı öyle bir eğdi ki, bütün Atina gölgesinde kaldı.
Sonraki yirmi yıl boyunca Akropolis onun yönetiminde baştan aşağı değişti. Çağın en büyük heykeltıraşı Phidias'ı sanat yönetmeni olarak atadı. Mimarlar İktinos ve Kallikrates'e Parthenon'u, Mnesikles'e Propylaia'yı tasarlattı. Binlerce işçi — yurttaşlar, yerleşik yabancılar ve köleler — mermer çıkarmak, taşımak ve oymak için çalıştı.
Perikles projesinin tamamlandığını göremedi. MÖ 429'da, Atina'yı sonunda dize getirecek olan Peloponnesos Savaşı sırasında vebadan öldü. Ama binaları her şeye dayandı: Roma işgaline, Bizans dönüşümüne, Osmanlı camilerine, Venedik bombardımanına ve modern restorasyonlara.
Savaşın ilk yılının ardından verdiği ünlü cenaze konuşmasında, neyi inşa etmeye çalıştığını anlattı: "Biz güzelliği savurganlığa düşmeden seven, bilgeliği zayıflığa kapılmadan seven insanlarız... Gelecek çağlar bize hayret edecek, tıpkı şimdiki çağın hayret ettiği gibi." Haklıydı.
