Savaş başlamadan önce Pers İmparatoru Xerxes, Yunan karargahına bir elçi gönderdi. Teklif açıktı: silahlarınızı bırakın, Büyük Kral'ın önünde diz çökün, karşılığında verimli topraklar ve onurlu bir müttefik statüsü kazanın. Direnmek anlamsız — Pers ordusu o kadar büyüktü ki yürüyüş boyunca önüne çıkan nehirleri kurutmuştu.
Elçi vardığında Sparta Kralı Leonidas'ı çadırının önünde oturmuş, meşhur Spartalı kara çorbasını içerken buldu. Öyle iğrenç bir yemekti ki diğer Yunanlılar şaka yaparlardı: «Artık Spartalıların neden ölmekten korkmadığını anlıyoruz!» Elçi, Xerxes'in teklifini bütün ihtişamıyla iletti ve durumun umutsuzluğunu vurguladı.
Leonidas'ın cevabı iki kelimeydi ve 2.500 yıldır yankılanıyor: «Molon Labe» — «Gel ve kendin al.» Yiğit ölür, namı kalır derler. Leonidas adını değil, iki kelimelik bir kükreyişi bıraktı geride.
Bu sadece hazırcevap bir laf değildi. Sparta kültüründe silah, savaşçının kimliğiydi. Her Spartalının kalkanında anavatanı Lakedaimon'u temsil eden «lambda» harfi kazınmıştı. Bir Spartalı annenin oğluna en bilinen vedası şuydu: «Ya kalkanınla dön, ya kalkanın üstünde» — yani ya galip dön, ya ölü. Silahını teslim etmek demek, şerefini, kimliğini ve var oluşunu teslim etmek demekti.
Xerxes cevabı duyunca güldü ve generallerine savaş hazırlığı emri verdi. Neyle karşı karşıya olduğunu kavrayamıyordu. Bir dağ geçidini savunan sıradan askerler değildi bunlar — yedi yaşından beri savaş için yetiştirilen, hayattaki en yüce amacın savaşta şanlı bir ölüm olduğuna inanan adamlardı. Leonidas onlara tam da bu fırsatı vermişti.
Elçi cevapla döndü. Mısır'dan Hindistan'a uzanan bir imparatorluğun hükümdarı, milyonlara hükmeden, tanrı olarak tapınılan Büyük Kral — altın çadırında oturdu ve belki de hayatında ilk kez, göğsünden soğuk bir şüphe rüzgarı geçtiğini hissetti.
«Molon Labe» o günden sonra tarihin en ünlü savaş naralarından biri oldu. Yunanlılar 1820'lerde Osmanlı'ya karşı verdikleri bağımsızlık savaşında bu sözü slogan olarak benimsedi. Dünya genelinde anıtlara kazındı, askeri birliklerin parolası oldu. Leonidas iki kelimede direnişin özünü damıttı: ne istersen al, ama her karışın bedelini kanla ödeyeceksin.
