Skip to main content
Peygamberler ve Hacılar·2/3·3
Photograph of Abu Simbel

The place

Abu Simbel

Güneşin 3.200 Yıllık Randevusu

Firavunun emrini güneş dinler — yılda iki kez, 3.200 yıldır

New Kingdom (c. 1244 BC)Abu Simbel

Yılda iki kez, Mısır'ın güneyindeki Abu Simbel'de imkânsız gibi görünen bir şey olur. 22 Şubat ve 22 Ekim sabahları, güneş doğarken bir ışık huzmesi tapınağın doğu kapısından içeri süzülür. Dümdüz ilerler — salonları geçer, koridorları geçer, odaları geçer — ve altmış metre boyunca katı kayanın içinden süzülerek tapınağın en derin, en karanlık odasına ulaşır. Yılın geri kalan 363 gününü zifiri karanlıkta geçiren üç taş heykelin yüzü, o anda altın gibi parlamaya başlar.

Işık üç figürü aydınlatır: tanrıların kralı Amun-Ra, doğan güneşin tanrısı Ra-Horakhty ve — Ramses'in kendisi. Evet, tapınağı yaptıran firavun kendi heykelini tanrıların arasına koyduracak kadar gözüpek bir adam. Yaklaşık yirmi dakika boyunca bu üçü altın ışıkla yıkanırken dördüncü heykel — yeraltı ve karanlık tanrısı Ptah — gölgede kalır. Tesadüf değil. Tasarım bu. Güneş bile kimin ışıkta, kimin karanlıkta olması gerektiğini biliyor.

Şimdi asıl çılgın kısma gelelim. Abu Simbel'in ustaları bunu milattan önce 1244 civarında yaptı. Üç bini aşkın yıl önce. Teleskop yok, bilgisayar yok, uydu yok. Güneşin yılda tam iki gün nereden doğacağını hesapladılar, açıyı çıkardılar ve bir kayalığın yüzüne öyle bir tapınak oydular ki, tek bir ışık şeridi altmış metre taşın içinden geçip tam hedefini bulsun. Tek hakları vardı. Bir dağı oyduğunuzda geri sarma tuşu yok.

22 Şubat ve 22 Ekim'in Ramses'in doğum günü ve tahta çıkış yıl dönümünü simgelediğine inanılır. Tarihçiler tartışıyor — ama tartışma meseleyi ıskalıyor. İster doğum günü olsun ister olmasın, birisi öyle bir yapı tasarlamış ki güneşin kendisi yılda iki kez gelip bir insana selam duruyor. Üstelik 3.200 yıldır aksatmadan. Bu düzeyde bir hırsı bugün hiçbir mimar hayal bile edemez.

Her yıl binlerce insan şafaktan önce Abu Simbel'in önünde toplanır. Beklerler. Sonra olur — ışığın ilk kıvılcımı kapıdan süzülür, altmış metre kayanın içinden karınca hızıyla ilerler ve karanlığın dibindeki üç kadim yüz birdenbire altın renginde parlamaya başlar. O anda gören herkesin içinde bir şey kıpırdar. Astronomi gibi değil, kutsal gibi hissettirir. Eski Mısırlılar da tam bunu istiyordu: güneş tanrısı Ra'nın bizzat kapıdan girip tanrılar arasında oturan firavununu ziyaret etmesi.

1960'larda Mısır'ın yeni Asvan Barajı, Abu Simbel'i sular altında bırakmakla tehdit ediyordu. UNESCO tarihin en cesur kurtarma operasyonlarından birini başlattı: tapınağın tamamını 1.036 parçaya ayırdılar, her şeyi 65 metre yukarı taşıdılar ve yeni yerinde yeniden monte ettiler. En zorlu sınavları ne miydi? Üç bin yılı aşkın süre önce kurulmuş astronomik hizalamayı birebir korumak.

Başardılar — neredeyse. Taşınmadan sonra güneş artık bir gün gecikmeli geliyor: 21 Şubat ve 21 Ekim. O tek günlük sapma belki de bütün hikâyenin en vurucu detayı. Elinde her türlü teknoloji olan modern bir ekip koca bir tapınağı söküp taşıdı ve yirmi dört saat şaştı. Oysa ilk ustalar — ellerinde gözden, matematikten ve inançtan başka hiçbir şey yokken — ilk denemede tam isabet tutturdular. Güneş balçıkla sıvanmaz, derler. Ramses de sıvamamış zaten; güneşe kapıyı göstermiş, takvimi vermiş. Ve güneş 3.200 yıldır randevusuna sadık.

Hikâyenin Dersi

En büyük ustalık, insan elinin evrene ayak uydurmasıdır. Gerçek hassasiyet, onu başaran uygarlıktan daha uzun yaşar.

Karakterler

R
Ramesses II
A
Amun-Ra
R
Ra-Horakhty
P
Ptah

Kaynak

Desroches-Noblecourt, C. The Great Temple of Abu Simbel. Paris, 1968; UNESCO Technical Reports