619 yılı — Hüzün Yılı. Hz. Muhammed, Mekke'nin düzenini tehdit eden bir inancı yaydığı için zaten ölüm listesindeydi ve haftalar içinde onu ayakta tutan iki insanı kaybetti. Amcası Ebu Talip: Müslüman olmadığı hâlde on yıldır onu koruyan, bunu sırf kan bağı için yapan adam. Sonra eşi Hz. Hatice: ilk vahiy geldiğinde ona koşup "Allah seni asla yalnız bırakmaz" diyen kadın. Amca gidince kalkan kalmadı. Eş gidince sığınak. Taif'e gidip destek aradı. Taşladılar. Kan sandaletlerinden akana kadar.
Hayatının en dip noktasıydı. Ve tam o anda — yaralı, kanlı, elli yaşında — Cebrail, ufku tek adımda aşan kanatlı bir binek olan Burak'la geldi. Bir anda 1.200 kilometre çölü geçtiler, Kudüs'e indiler. Mescid-i Aksa — Hz. İbrahim'in oğluna bıçak kaldırdığı, Hz. Süleyman'ın mabedini diktiği tepe. İçeride, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği bütün peygamberler bekliyordu. Cebrail namaz kıldırmasını söyledi. Son peygamber, ilk peygambere imam oldu.
Kutsal Kaya'dan — Yahudilerin en kutsal mabedinin yükseldiği aynı kayadan — Hz. Muhammed yedi kat göğe çıktı. Her katta bir peygamber bekliyordu. Birincide Hz. Âdem, kayıp ruhlar için ağlıyordu. İkincide Hz. İsa ve Hz. Yahya. Üçüncüde Hz. Yusuf — rivayete göre güzelliğin yarısı ona verilmişti. Altıncıda Hz. Musa, Muhammed ümmetinin kendi ümmetinden kalabalık olacağı için ağlıyordu. Yedinci katta Hz. İbrahim — üç dinin atası — gökteki Kâbe'ye yaslanmış, tebessüm ediyordu.
Hz. Muhammed tek başına devam etti. Cebrail bile gidemiyordu — "Bir adım daha atsam yanarım." Sidretü'l-Münteha'ya ulaştı, yaratılışın son sınırına. Orada Allah'ın huzuruna çıktı. Emir: günde elli vakit namaz. Kabul etti. Ama dönüşte Hz. Musa durdurdu. "Ümmetin kaldıramaz — ben İsrailoğulları'yla denedim." Geri döndü. Kırk. Musa başını salladı. Otuz. Yirmi. On. Sonunda beş, her biri on sevabıyla. Musa yine dene dedi. Hz. Muhammed: "Rabbimden o kadar istedim ki utanıyorum. Kabul ediyorum."
Şafak sökmeden Mekke'ye döndü. Yatağı hâlâ sıcaktı. Kentin ileri gelenleri güldü — bir gecede Kudüs'e gidip gelmek mi? Hiç görmediği şehri tarif etmesini istediler. Allah, Kudüs'ü gözünün önüne serdi; kapılarını, surlarını, binalarını eksiksiz anlattı. Çoğu yine inanmadı. Ama en yakın dostu Ebu Bekir tereddüt bile etmedi: "O söylüyorsa doğrudur." O günden sonra Ebu Bekir'in lakabı Sıddık oldu — Doğrulayan. İmparatorluklar yıkıldı, o isim hâlâ duruyor.
Yetmiş yıl sonra Emevi Halifesi Abdülmelik, Hz. Muhammed'in yükseldiği kayanın üstüne altın Kubbetü's-Sahra'yı dikti. Tepenin batı duvarına Yahudiler Ağlama Duvarı, Müslümanlar Burak Duvarı der. O gece pazarlık edilen beş vakit namaz bugün iki milyar insanın ibadeti. Bir gece yolculuğu Kudüs'ü İslam'ın üçüncü kutsal şehri yaptı. Derler ki Allah bir kapıyı kapatırsa bin kapı açar. O gece bin kapı değil, yedi kat gök açıldı. Tek bir kaya. Üç din. Aynı kadim, bitmek bilmeyen göğe uzanış.
